Türkiye otomotiv sektöründe temmuz ayında belirginleşen daralma eğilimi, son aylarda etkisini artırdı. Eylül ayında yaklaşık 83 bin adetlik otomobil satışı gerçekleşirken ekim ayında pazarın 85 bin adet seviyesinde oluşması bekleniyor. Söz konusu rakamlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25'in üzerinde bir daralmaya işaret ediyor. Yılın başında 2025'teki yüksek satış seviyelerinin korunabileceği, hatta yeni bir rekora ulaşılabileceği değerlendirilirken ekonomik koşullar nedeniyle beklentiler aşağı yönlü güncellendi.

Son tahminlere göre Türkiye otomotiv pazarının yılı yaklaşık 1,1 milyon adetlik satışla tamamlaması öngörülüyor. Bu rakam, yılın başındaki sektör beklentilerinin yaklaşık 300 bin adet altında kalıyor.
Sıfır otomobil piyasasında fiyatlar ile satış rakamları arasındaki farklılık dikkat çekiyor.
Emre Özpeynirci'nin değerlendirmesine göre, otomobil fiyatlarındaki artışın enflasyonun altında kalması nedeniyle araçlar reel olarak ucuzluyor.
Bazı otomobil markalarının uyguladığı kampanyalar ve indirimler de tüketicilere fiyat avantajı sağlıyor.
Ancak fiyatlardaki reel gerilemeye rağmen satışlarda beklenen hareketlilik yaşanmıyor.
Tüketicilerin alım gücünün zayıflaması, yeterli nakit birikimine sahip olmaması ve taşıt kredilerine erişimde yaşanan zorluklar, otomobil talebini sınırlandırıyor.

Otomotiv pazarındaki daralma, distribütörler ve yetkili satıcılar üzerinde de baskı oluşturuyor.
Özellikle yüksek stok seviyeleri ve artan finansman maliyetleri, şirketlerin satış politikalarını etkiliyor.
Özpeynirci, bazı markaların ve bayilerin stoklarını azaltabilmek amacıyla otomobilleri liste fiyatlarının altında satışa sunduğunu aktardı.
Bazı satışlarda kâr marjlarının tamamen ortadan kalktığını belirten Özpeynirci, kimi araçların zararına satıldığına dikkat çekti.
Türkiye otomotiv sektörünün karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca iç pazardaki gelişmelerle sınırlı kalmıyor.
Avrupa Birliği'nin sanayi üretimini desteklemeyi amaçlayan “Made in Europe” yaklaşımı, Türkiye'deki otomotiv üreticileri açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Özpeynirci'nin aktardığına göre, Fransa ve Almanya arasında yürütülen görüşmelerde Türkiye'de üretilen otomotiv parçalarının düzenleme kapsamına alınması, ancak Türkiye'de üretilen tamamlanmış araçların kapsam dışında bırakılması yönünde bir yaklaşım bulunuyor.
Bu ihtimalin hayata geçmesi durumunda Türkiye'nin Avrupa otomotiv pazarındaki konumunun olumsuz etkilenebileceği değerlendiriliyor.
Türkiye'nin otomotiv üretiminde ve ihracatında Avrupa Birliği önemli bir yer tutuyor.
Paylaşılan verilere göre Türkiye'de üretilen araçların yaklaşık yüzde 75-80'i Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor.
Türkiye'de satılan ithal otomobillerin ise yaklaşık yüzde 70'i Avrupa'dan geliyor.
İki taraf arasındaki otomotiv ticaretinin büyüklüğü 37 milyar euro seviyesinde bulunuyor.
Geçen yıl Türkiye'den Avrupa Birliği ülkelerine yaklaşık 798 bin araç ihraç edilirken Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye 812 bin araç ithal edildi.
Bu rakamlar, Türkiye ile Avrupa arasındaki otomotiv ticaretinin karşılıklı bağımlılığa dayandığını ortaya koyuyor.
Türkiye'de üretilen tamamlanmış araçların “Made in Europe” düzenlemesi dışında tutulması, söz konusu ticari ilişkilerin geleceği açısından belirsizlik yaratıyor.
Türkiye otomotiv sanayisinin yıllık üretim kapasitesi 2,2 milyon adedin üzerinde bulunuyor.
Ancak Özpeynirci'nin paylaştığı bilgilere göre mevcut kapasitenin yalnızca yaklaşık yüzde 60'ı kullanılabiliyor.
Avrupa pazarına erişimin yeni düzenlemeler nedeniyle sınırlandırılması, üretim kapasitesinin kullanım oranında daha sert bir gerilemeye neden olabilir.
Özpeynirci, Türkiye'nin Avrupa'ya ihraç ettiği yaklaşık 800 bin aracın pazar erişiminin tehlikeye girdiği olumsuz senaryoda, kapasite kullanım oranının yüzde 20-30 seviyelerine kadar düşebileceği uyarısında bulundu.
Böyle bir gelişmenin Türkiye'nin ihracata dayalı otomotiv üretim yapısını ciddi biçimde etkileyebileceği değerlendiriliyor.Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin yeni sanayi düzenlemelerinin dışında kalmaması amacıyla sektör temsilcileri ve ilgili kurumlar temaslarını sürdürüyor. Özpeynirci'nin aktardığına göre Türkiye'de üretim yapan Ford, Hyundai ve Toyota gibi küresel otomotiv üreticileri de yürütülen diplomasi ve lobi faaliyetlerine katkı sağlıyor.
Sektörün çatı kuruluşları ve ilgili bürokratların da yer aldığı görüşmelerde, Türkiye'de üretilen otomotiv parçalarının yanı sıra tamamlanmış araçların da Avrupa üretim ekosisteminin parçası olarak kabul edilmesi hedefleniyor.
Türkiye'nin Avrupa otomotiv sanayisiyle uzun yıllardır devam eden üretim ve tedarik ilişkileri, bu süreçte öne çıkarılan başlıca unsurlar arasında bulunuyor.
Türk otomotiv sanayisinin rekabet gücünü etkileyen bir diğer unsur ise üretim maliyetlerindeki artış oldu.
Özpeynirci, Türkiye'nin otomotiv üretim kalitesi açısından güçlü merkezlerden biri olmaya devam ettiğini ancak geçmiş yıllarda sahip olduğu maliyet avantajının önemli ölçüde azaldığını belirtti.
İşçilik giderleri ve diğer üretim maliyetlerindeki yükseliş, Türkiye'nin Doğu Avrupa ülkeleri karşısındaki rekabet gücünü zayıflatıyor.
Artan maliyetler, yeni otomotiv yatırımlarının Türkiye'ye yönlendirilmesi konusunda da risk oluşturuyor.Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikaları, Türkiye otomotiv sektöründe alternatif ihracat pazarlarının önemini yeniden gündeme taşıdı.
Ancak Özpeynirci'ye göre Orta Doğu ve Afrika pazarlarının mevcut büyüklükleri, Avrupa'da yaşanabilecek kayıpları karşılayabilecek seviyede değil.
Söz konusu bölgelerin toplam otomotiv pazar potansiyeli, tek başına İtalya pazarıyla karşılaştırıldığında bile sınırlı kalıyor.
Türkiye'nin üretim modellerinin, ihracat altyapısının ve tedarik ilişkilerinin büyük ölçüde Avrupa'ya göre şekillenmiş olması da alternatif pazarlara yönelmeyi zorlaştırıyor. Türkiye otomotiv sektörünü etkileyen bir başka gelişme ise Çin'in küresel pazardaki büyümesi oldu. Verilere göre, Çin'in Türkiye'ye gerçekleştirdiği otomotiv ihracatı yaklaşık 1,5 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Buna karşılık Türkiye'nin Çin'e yaptığı otomotiv ihracatı oldukça sınırlı kalıyor.
Avrupa'da ise Türkiye'nin Çinli otomotiv üreticileri açısından Avrupa pazarına giriş noktası haline gelebileceğine yönelik endişeler dile getiriliyor.
Bu durum, Türkiye'nin Avrupa üretim zincirindeki konumunu korurken Çin ile otomotiv ticaretinde de dengeli bir politika izlemesini önemli hale getiriyor.
Sıfır otomobil satışlarında yaşanan sert daralmaya karşılık ikinci el araç piyasasında satış adetlerindeki düşüş daha sınırlı kaldı.
Özpeynirci'nin aktardığı verilere göre ikinci el otomobil pazarı son 12 aylık dönemde yaklaşık yüzde 1,52 küçüldü.
Satış hacmi yaklaşık 5,5 milyon adetten 5,3 milyon adet seviyesine geriledi.
Ancak ikinci el piyasasındaki en önemli sorun, satış adetlerinden çok araçların değer kaybında ortaya çıkıyor.
Sıfır otomobillerde uygulanan kampanyalar, yüksek stok seviyeleri ve indirimler, ikinci el araç fiyatlarını aşağı yönlü etkiliyor.
Özellikle yeni sayılabilecek ikinci el otomobillerde değer kaybı daha belirgin hale geliyor.
İkinci el otomobil piyasasında üç yaşındaki araçların değer kaybı dikkat çekici seviyelere ulaştı.
Özpeynirci, normal piyasa koşullarında üç yaşındaki bir otomobilin değerinin, aynı modelin sıfır fiyatının yaklaşık yüzde 65'i seviyesinde olması gerektiğini belirtti.
Ancak sıfır araçlarda uygulanan kampanyalar ve stok baskısı nedeniyle bu oranın ikinci el satışlarında yüzde 57-58 seviyelerine kadar gerilediğini aktardı.
Bu durum, özellikle yakın dönemde sıfır otomobil satın alan tüketicilerin araçlarını satarken daha yüksek değer kaybıyla karşılaşmasına neden oluyor.
İkinci el otomobil piyasasında araçların yaş dağılımı da dikkat çekiyor.
Programda açıklanan verilere göre satılan ikinci el otomobillerin yüzde 55'i, 10 yaş ve üzerindeki araçlardan oluşuyor.
16 yaş ve üzerindeki otomobillerin toplam ikinci el satışları içindeki payı ise yüzde 32,66 seviyesine yükseldi.
Özpeynirci'nin aktardığına göre 16 yaş ve üzerindeki araçların satışlarında geçen yıla kıyasla yüzde 29 artış kaydedildi.
Veriler, ikinci el piyasasında eski araçlara yönelik talebin ağırlığını koruduğunu gösteriyor.
Türkiye genelinde satılan her 1 sıfır otomobile karşılık ortalama 8 ikinci el otomobil el değiştiriyor.
Ancak ikinci el ve sıfır otomobil satışları arasındaki oran, bölgelere göre farklılık gösteriyor.
Özpeynirci'nin paylaştığı verilere göre Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde satılan her 1 sıfır otomobile karşılık 11,5 ikinci el otomobil satılıyor.
Akdeniz Bölgesi'nde bu oran 11,1 olurken Güneydoğu Anadolu'da 8,3, Doğu Anadolu'da ise 7,2 seviyesinde bulunuyor.
Marmara Bölgesi, 5,8 oranıyla açıklanan bölgeler arasında en düşük ikinci el/sıfır otomobil satış oranına sahip bölge olarak öne çıkıyor.
Okuyucu Yorumları 2 yorum