1. Patron olmak, aslında herkese karşı sorumlu olmak demektir.

“Artık kimseye hesap vermem” düşüncesi patronluğun en büyük yanılgılarından biri. Çalışanlara, müşterilere, iş ortaklarına, devlete, hatta bazen ailenle arkadaşlarına bile karşı sorumlulukların artıyor. Bir karar aldığında bunun etkisi sadece seni değil, başkalarının hayatını da doğrudan etkiliyor. O yüzden patronluk özgürlükten çok, daha büyük bir sorumluluk paketiyle geliyor.
2. Para kazanmak ile nakit akışını yönetmek aynı şey değildir.

İşin kârlı görünebilir ama kasada para yoksa uykular kaçıyor. Fatura kesilmiş ama tahsilat gelmemiş, giderler kapıda bekliyor… Patronluk, paranın ne zaman girdiğini ve ne zaman çıktığını sürekli kontrol etmeyi öğrenmek demek.
3. Her işi kendin yapamazsın ama bazen yapmak zorunda kalırsın.

“Ben stratejiye bakarım, detaylarla uğraşmam” demek güzel ama gerçek hayatta işler bazen böyle yürümüyor. Muhasebeden operasyona, müşteri iletişiminden teknik sorunlara kadar her şey bir anda senin masanda bitebiliyor. Bu süreçte hem delegasyonun önemini öğreniyorsun hem de gerektiğinde kolları sıvayıp işin içine girmeyi.
4. Çalışanlarla arkadaş olmak ile iyi bir yönetici olmak aynı şey değildir.

Samimi olmak güzeldir ama patronlukta denge çok önemli. Herkesle çok yakın olmak karar almayı zorlaştırabilir, mesafe koymak ise ekibi senden uzaklaştırabilir. Zamanla şunu fark ediyorsun: Herkes seni sevmek zorunda değil ama adil ve tutarlı olman şart. Saygı, çoğu zaman samimiyetten daha kalıcı oluyor.
5. Zaman, paradan daha kıymetli bir kaynak haline gelir.

Başlarda “Bir toplantı daha yapalım”, “Şunu sonra hallederiz” dersin ama işler büyüdükçe zamanın ne kadar hızlı aktığını görürsün. Gereksiz toplantılar, plansız günler ve ertelenen işler seni yorar. Patronluk, zamanını gerçekten neye harcadığını fark ettiğin bir farkındalık süreci gibi.
6. Her müşteri iyi bir müşteri değildir.

İlk zamanlar gelen her işe evet demek çok normal. Ama zamanla bazı müşterilerin kazandırdığından çok götürdüğünü anlarsın. Sürekli sorun çıkaran, emeğinin karşılığını vermeyen ya da ekibini yıpratan müşterilerle çalışmak uzun vadede işine zarar verir. Patronlukta, bazen hayır demeyi bilmek gerekir.
7. Resmî işler, sandığından çok daha büyük bir gündemdir.

Faturalar, vergiler, beyannameler, sözleşmeler… Bunlar işin görünmeyen ama en kritik taraflarıdır. Bir şekilde hallederiz diye ertelenen resmî işler, en beklemediğin anda önüne büyük sorunlar olarak çıkabilir. Bu yüzden işin her kısmını düzenli tutmak, en az satış yapmak kadar önemlidir.
8. Motivasyonun her gün aynı seviyede olmayacak.

Sosyal medyada herkes çok motive, çok enerjik ama gerçek hayatta bazı günler yataktan bile zor kalkarsın. Kötü geçen bir satış günü, kaçan bir fırsat ya da yaşanan bir kriz seni aşağı çekebilir. Patronluk, motivasyonun düştüğünde bile işi ayakta tutmayı öğrenmektir.
9. Her kararın bir bedeli vardır ve bazen bu bedeli yalnız ödersin.

Doğru ya da yanlış, son kararı veren sensin. O kararın sonuçlarıyla da genellikle sen baş başa kalırsın. Danışabileceğin insanlar olsa bile, bazı yükler sadece patronun omzundadır. Bu da işin en sessiz ama en ağır taraflarından biridir.
10. Başarı bir anda gelmez ama hatalar çok hızlı öğretir.

Patronluk, deneme-yanılma ile ilerleyen bir yolculuk. Yanlış işe alımlar, hatalı yatırımlar, eksik planlar… Hepsi can yakar ama aynı zamanda öğretir. Zamanla şunu fark edersin: Seni gerçekten geliştiren şey, başarıdan çok yaptığın hatalardır.