1. Ruj Endeksi (Lipstick Index)

Ekonomik krizlerin kapıda olduğunu bir kadının makyaj çantasından anlayabileceğini biliyor muydun? İlk kez Estée Lauder’ın yönetim kurulu başkanı Leonard Lauder tarafından ortaya atılan bu kavrama göre; büyük ekonomik kriz dönemlerinde insanlar ev, araba ya da lüks kıyafetler gibi büyük harcamaları kısarlar. Ancak moral bulmak ve "hâlâ lüks tüketebiliyorum" hissini yaşamak için ruj gibi görece ucuz ama prestijli kozmetik ürünlerine yönelirler. Yani kriz büyüdükçe, ruj satışları patlar!
2. Sefalet Endeksi (Misery Index)

Adı distopik bir romandan fırlamış gibi duran bu endeks, aslında bir ülkenin sokaktaki insanının ne kadar "mutsuz" olduğunu ölçüyor. Formülü ise oldukça basit: Bir ülkedeki yıllık enflasyon oranı ile işsizlik oranının toplanmasıyla elde ediliyor. Eğer bu iki veri de yukarı doğru tırmanıyorsa, o ülkede ekonomik sefalet ve dolayısıyla toplumsal huzursuzluk artıyor demektir.
3. Kobalt Laneti (Resource Curse)

Bir ülkenin topraklarından sürekli petrol, altın veya kobalt gibi değerli madenler fışkırması sence her zaman iyi bir şey mi? Ekonomi teorileri "her zaman değil" diyor. Bir ülke tek bir değerli kaynağa aşırı bağımlı hale geldiğinde; diğer üretim sektörlerini ihmal etmeye başlıyor. Sonuç mu? Yolsuzluk, ekonomik istikrarsızlık ve o değerli kaynağın gelirini sadece küçük bir azınlığın paylaştığı, halkın ise fakir kaldığı bir düzen.
4. Giffen Malı (Giffen Good)

Ekonominin temel kuralıdır: Bir şeyin fiyatı artarsa, ona olan talep azalır. Ama Giffen Malları bu kuralı resmen çiğniyor! Adını İskoç ekonomist Robert Giffen’dan alan bu kavram, fiyatı arttıkça talebi de artan zorunlu tüketim mallarını tanımlar. Örneğin halk çok fakirleştiğinde ve temel gıdaya zam geldiğinde, et veya sebze gibi daha lüks yiyecekleri hiç alamaz hale gelir. Elindeki tüm parayı mecburen fiyatı artan ekmeğe yatırır. Yani zamlandıkça daha çok ekmek tüketilir!
5. Akılcı Cehalet (Rational Ignorance)
Bir konuyu en ince ayrıntısına kadar öğrenmek için saatlerini harcamak sence her zaman mantıklı mı? Ekonomi dünyası "Bazen bilmemek en doğrusudur" diyor. Akılcı Cehalet kavramına göre; bir bilgiyi edinmek için harcayacağın zaman, emek ve para, o bilginin sana getireceği faydadan fazlaysa, bilgisiz kalmayı seçmek en rasyonel harekettir. En basit örneğiyle; bir seçim öncesi yüzlerce sayfalık parti programlarını okumak yerine, popüler özetlere göz atmamız tamamen bu ekonomik refleksin bir sonucu.
6. Batık Maliyet Yanılgısı (Sunk Cost Fallacy)

"O kadar para verdik, bitirmek zorundayım" diyerek hiç sevmediğin bir yemeği miden bulana kadar yedin mi? Ya da ilk yarım saatinde sıkıntıdan patladığın bir filme, sırf bilet parası ödedin diye sonuna kadar katlandın mı? Tebrikler, sen de bir Batık Maliyet Yanılgısı kurbanısın! Bu kavram, geçmişte harcadığımız ve asla geri alamayacağımız zaman veya para yüzünden, bize zarar veren bir duruma ısrarla devam etme eğilimimizi açıklar.
7. Veblen Etkisi (Veblen Good)

Giffen Malı’nın tam tersi, lüks dünyasının en büyük paradoksuyla tanış: Veblen Etkisi! Normal şartlarda bir ürünün fiyatı uçtuğunda insanların ondan kaçması gerekir, değil mi? Ama söz konusu ultra lüks saatler, tasarım çantalar veya spor arabalar olduğunda işler değişiyor. Adını Thorstein Veblen’den alan bu kavrama göre; bir ürün ne kadar pahalıysa, sunduğu "statü ve zenginlik" algısı o kadar artar. Yani insanlar ürünü kalitesinden ziyade, "Bakın bende ne kadar çok para var" diyebilmek için, sırf pahalı olduğu için satın alırlar. Fiyat düşerse, büyüsü bozulur ve talep azalır!
8. Goodhart Yasası (The Goodhart's Law)
"Bir ölçüt hedef haline geldiği an, artık iyi bir ölçüt olmaktan çıkar." Ekonomi ve yönetim dünyasının en büyük baş belası olan bu kuralı bir örnekle açıklayalım: Bir hastanenin başarısını, ameliyatlardaki "hasta hayatta kalma oranıyla" ölçmeye kalkarsan ne olur? Doktorlar, başarı oranlarını düşürmemek için durumu çok kritik olan ve kurtulma şansı düşük olan hastaları ameliyat etmek istemezler. Yani kağıt üstünde başarıyı yakalamak için koyduğun hedef, gerçek hayatta sistemi tamamen kilitleyebilir.
9. Kırık Pencere Teorisi (The Broken Window Fallacy)

Mahalledeki yaramaz bir çocuk bir dükkanın camını taşla kırarsa, bu ekonomiyi canlandırır mı? Fransız ekonomist Frédéric Bastiat’ya göre düz mantık "Evet" der: Camcı para kazanır, kazandığı parayı fırıncıda harcar ve ekonomi döner. Ama teori bize madalyonun görünmeyen yüzünü hatırlatır: Dükkan sahibi o parayı cama harcamasaydı, belki de kendine yeni bir ayakkabı alacaktı. Ayakkabıcı kazanacaktı. Yani yıkım ve israf asla yeni bir servet yaratmaz, sadece kaynakların yerini değiştirir.
10. Çıkış ve Ses Teorisi (Exit and Voice)
Kötü hizmet aldığın bir kahve zincirine tepkini nasıl gösterirsin? Albert Hirschman’ın bu ünlü teorisine göre önünde iki seçenek var: Ya sessizce o dükkanı terk eder ve bir daha asla uğramazsın (Çıkış), ya da müdürü çağırıp kahvenin ne kadar berbat olduğunu yüzüne söylersin (Ses). Eğer piyasada çok fazla rakip varsa insanlar genelde zahmete girmez ve "Çıkış" seçeneğini kullanır. Ancak bir tekel söz konusuysa, yani gidecek başka yerin yoksa, insanların "Sesi" yükselmeye başlar. Sosyal medyadaki linçlerin ve şikayetlerin arkasındaki ekonomik itici güç tam olarak budur!