MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İstanbul Finans Merkezi'nin katkılarıyla hazırlanan programda konuşan Özdemir, iş dünyasının en önemli beklentisinin öngörülebilirlik olduğunu söyledi.
Özdemir, "İş dünyasının özellikle reel piyasanın beklentisi öngörülebilirlik, rakamlardan daha öncelikli olan konu bizim açımızdan öngörülebilirlik." ifadelerini kullandı.
Orta Vadeli Program'ın (OVP) önceki programlara kıyasla daha reel, gerçekçi ve ayakları yere basan bir yapıda olduğunu belirten Özdemir, enflasyon ve faiz oranlarına ilişkin hedeflerin çok iddialı olmadığını söyledi.
Enflasyonun düşürülmesiyle üretim ve sanayinin soğutulması arasında tercih yapılmaması gerektiğini belirten Özdemir, yüzde 5 büyüme hedefinin tüketim ağırlıklı değil, sürdürülebilir ekonomik koşullarla desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Politika faizine ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
"(Politika faizi) Dramatik ve çok keskin düşüşler açıkçası beklememek gerektiğini düşünüyorum"
Özdemir, kredi faizlerinin enflasyonla bağlantılı olduğunu, iş dünyasının finansmana erişimde zorluk yaşadığını belirtti. Yüzde 37'lik politika faizinin kredi maliyetlerini yüzde 50'lere yakın seviyelere taşıyabildiğini ifade etti.
Faizlerin hızlı şekilde düşürülmesi yerine, uygun maliyetli paranın üretime yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özdemir, ucuz paranın atıl kaynaklara gitmesinin ekonomiye fayda sağlamayacağını söyledi.

Özdemir, OVP'de Brent petrol için 88 dolarlık varsayım bulunduğunu ancak jeopolitik gelişmeler nedeniyle petrolün 10 gün içinde 105-107 dolar seviyesine çıktığını aktardı.
Politika faizi koridorunun yüzde 40'tan yüzde 37'ye geldiğini belirten Özdemir, petrol fiyatlarının daha olumlu seyretmesi halinde yıl sonunda yüzde 37 seviyesinin sınırlı şekilde yüzde 33,5-34'e gerileyebileceğini ancak dramatik bir düşüş beklemediğini söyledi.
Sanayide atıl kapasitenin önemli bir sorun olduğuna işaret eden Özdemir, MÜSİAD'ın bu konu üzerinde 3-4 yıldır çalıştığını belirtti. Küresel tedarik zincirlerinin değişmesiyle 10-20 yıl önce kurulan bazı fabrikaların rekabet gücünü kaybettiğini anlatan Özdemir, 2008-2010 döneminde ucuz paranın etkisiyle yapılan bazı plansız yatırımların ve değişen talebin de atıl kapasiteyi artırdığını kaydetti.
Atıl kapasitenin birim maliyetleri yükselttiğini ve verimsizliğe, dolayısıyla enflasyona katkı sunduğunu belirten Özdemir, "Türkiye'deki atıl kapasitenin doğru alanlarda belli bir dönüşüme tabi tutulması gerekiyor" dedi.
Bu dönüşümün teknoloji ve yapay zeka gibi alanları da kapsayabileceğini ifade eden Özdemir, Savunma Sanayii Başkanlığı modeline benzer şekilde Gıda Sanayii Başkanlığı ve Sağlık Sanayii Başkanlığı gibi yapıların oluşturulmasını önerdi. Böylece sektörlerde kümelenmelerin sağlanabileceğini ve devletin daha odaklı düzenleme yapabileceğini söyledi.
Gıda, sağlık ve ilaç sektörlerinin yanı sıra ilaç teknolojilerinde de dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Özdemir, atıl kapasiteye sahip firmaların yeni alanlara yönlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bazı alanlarda "kesici yetkiler" verilerek belirli tesis ve kapasite yatırımlarının önüne geçilebileceğini ifade etti.

OVP'deki 450 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşmak için yeni pazarlara ihtiyaç olduğunu belirten Özdemir, "Çin'in baskısı, dış pazarlarda küçülen bir Avrupa pazarı var" dedi.
Çin'in baskısının yanı sıra Avrupa'daki daralma, Irak, Körfez, Rusya ve Ukrayna'daki savaşlar ve jeopolitik krizler nedeniyle Türkiye'nin daha önce güçlü olduğu bazı pazarların küçüldüğünü aktaran Özdemir, buna rağmen ihracat hacminin arttığını söyledi.
Avrupa'daki daralmanın yanı sıra Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler nedeniyle Avrupa'dan Doğu Asya'ya yönelen bazı tekstil ve mobilya siparişlerinin Türkiye'ye geldiğini belirten Özdemir, yaşanan küresel krizlerin bazı sektörlerde Türkiye için fırsat oluşturabildiğini ifade etti.
MÜSİAD'ın yeni pazar arayışında Afrika, Orta Doğu, özellikle Arap coğrafyası, Suudi Arabistan ve çevresindeki ülkeler ile Türk Cumhuriyetlerine odaklandığını belirten Özdemir, gelecek ay Tanzanya'ya, ardından Senegal ve Gana'ya ziyaretler planlandığını söyledi.
Bu ülkelerde serbest bölgelerde ticaret merkezleri oluşturulması ve üyelerin ürünlerinin konsinye yöntemiyle gönderilmesinin planlandığını anlatan Özdemir, başlangıçta Etiyopya pazarına ulaşmak için Cibuti'nin referans alınmasının düşünüldüğünü ancak Cibuti-Etiyopya-Sudan hattındaki ticaret anlaşması sorunları nedeniyle Tanzanya'ya yöneldiklerini belirtti.
Benzer çalışmaların Türk Cumhuriyetleri için de planlandığını aktardı.

Suudi Arabistan pazarının Türkiye açısından kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu belirten Özdemir, Türk müteahhitlik ve yapı malzemeleri sektörlerinin geçmişte bu pazarı neredeyse kaybettiğini söyledi.
2017, 2018 ve 2019 yıllarında yaşanan siyasi krizlerin ardından ilişkilerde yeniden güven ortamının oluştuğunu belirten Özdemir, bunu "Mekke Anlaşması" ile ilişkilendirdi.
"Avrupa'nın da kaybettiği bir güç var" diyen Özdemir, aralık ayında Suudi Arabistan Konut Bakanlığı ve Yatırım Bakanlığının ev sahipliğinde bir program düzenleneceğini ve MÜSİAD'dan çok sayıda iş insanının bu programa katılmasını istediklerini söyledi.
Avrupa'nın hâlâ Türkiye'nin en büyük pazarı olduğunu belirten Özdemir, son dönemde açıklanan PMI verilerinin daha olumlu bir tablo ortaya koyduğunu ancak bunun geçici mi kalıcı mı olduğunun henüz net olmadığını ifade etti.
Dünyadaki jeopolitik gelişmelerin bütün ülkeleri etkilediğini belirten Özdemir, İngiltere'nin faiz artırımı, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi başlıkların Türkiye açısından doğrudan sonuçlar oluşturduğunu söyledi.
"Eski dünya düzeni yıkıldı ama yeni dünya düzeni tam olarak tesis edilemedi..." değerlendirmesinde bulunan Özdemir, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına uyum konusunda da soru işaretleri bulunduğunu ve mevcut dönemin hem riskler hem de fırsatlar barındırdığını ifade etti.
ABD'nin Orta Doğu'ya ilişkin yaklaşımının bölgede kısa sürede sona erecek bir savaş ihtimalinden ziyade uzun süreli bir kaos ortamına işaret ettiğini düşündüğünü belirten Özdemir, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk üç ayında Türkiye'nin enerji açığının 19 milyar dolar olduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin de bir enerji savaşı niteliği taşıdığını belirten Özdemir, bu dönemde üç aylık enerji açığının 14 milyar dolar olduğunu ve bunun Rusya-Ukrayna Savaşı döneminden yaklaşık 5 milyar dolar daha düşük kaldığını aktardı.
Brent petrolün 107 dolar seviyesinde bulunduğunu belirten Özdemir, fiyatların 150 dolara kadar çıkabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunulduğunu söyledi. Enerji maliyetlerinin enflasyon üzerindeki etkisine dikkat çeken Özdemir, Türkiye'nin cari açığı, enerji ihtiyacı ve sanayi kapasitesi nedeniyle savaşlardan doğrudan etkilendiğini ifade etti.
Ukrayna ve İran'daki enflasyon dinamiklerinin Türkiye ile aynı şekilde değerlendirilemeyeceğini belirten Özdemir, Türkiye'nin bazı alanlarda ihtiyatlı politikalarla hareket ettiğini ancak eksikliklerin de bulunduğunu söyledi.
Çin'in yüksek üretim kapasitesi, fazla sayıdaki fabrikası ve özellikle elektrikli araçlardaki gücünün küresel rekabeti artırdığını belirten Özdemir, Türkiye'nin bazı "kesici" önlemler aldığını ve Ticaret Bakanlığının bu konuda aktif hareket ettiğini söyledi.
"ticaret politikalarıyla ya da günlük bir kısım ekonomik politikalarla Çin'e karşı alabileceğimiz hiçbir önlem yok..." değerlendirmesinde bulunan Özdemir, asıl ihtiyacın Türkiye'deki üretim kapasitesinin dönüştürülmesi olduğunu vurguladı.
Yapay zekanın makine, otomotiv, bilişim ve savunma sanayisi gibi birçok sektörü değiştirdiğini belirten Özdemir, Türkiye'de teknoloji alanında güçlü firmaların ortaya çıkmaya başladığını söyledi.
"Ülkemizde ciddi teknoloji firmaları oluşmaya başladı..." ifadelerini kullanan Özdemir, bu şirketlerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, devlet desteği ve koordinasyonun artırılması gerektiğini belirtti. Japonya ve Güney Kore örneklerine işaret eden Özdemir, yapay zeka ve teknoloji dönüşümünün kaçırılmaması gerektiğini, belirli sektörlere odaklanılması gerektiğini ifade etti.

MÜSİAD EXPO'nun 21'incisinin 23-26 Eylül'de İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenleneceğini belirten Özdemir, fuara 114 ülkeden katılım beklendiğini söyledi.
Fuarda 50 binden fazla kişinin, aralarında 8 binden fazla yabancının bulunacağı tahmin edilirken, 70 ülkeden 400'den fazla alım heyetinin de organizasyona katılması bekleniyor. Fuarda 300'den fazla şirket, 25 bin metrekareden fazla alanda yer alacak.
İnşaat, yapı malzemeleri, makine, kimya, gıda, sağlık ve tekstil başta olmak üzere farklı sektörlerden şirketlerin katılacağı fuarın açılışı 23 Eylül'de İstanbul Fuar Merkezi'nde yapılacak. Açılışa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katılması bekleniyor.
Aynı gün öğleden sonra Uluslararası İş Forumu (IBF) gerçekleştirilecek. Forumda yapay zeka ve teknoloji dönüşümünün üretime etkisi ele alınacak. 24 ve 25 Eylül'de B2B görüşmeleri ve fuar toplantıları yapılacak. 25 Eylül'de ayrıca kutup araştırmaları paneli ile diplomatik misyon resepsiyonu düzenlenecek. Fuar, 26 Eylül'de Cumhurbaşkanı'nın katılımıyla sona erecek.
Özdemir, MÜSİAD EXPO'nun doğrudan fuar sırasında yapılan anlaşmalardan ziyade takip eden yıl veya sonraki dönemde kurulacak ticari iş birlikleriyle yaklaşık 5 milyar dolarlık ihracat katkısı sağlamasının beklendiğini belirtti.
"Biz 5 milyar dolardan çok daha büyük katkısının olduğunu düşünüyoruz..." diyen Özdemir, fuarın Türkiye'nin ihracatı ve yeni pazarlara açılması açısından önem taşıdığını ifade etti.
Okuyucu Yorumları 0 yorum