Peki tam olarak nasıl oluyor? Haydi detaylara birlikte bakalım!👇
Maaşınızdaki artış sizi zenginleştirmez.

Bir gün maaşınızın %20 arttığını öğreniyorsunuz ve kendinizi daha güçlü hissediyorsunuz. Ama aynı dönemde market fiyatları, kiralar ve faturalar %30 yükseldiyse aslında daha fazla kazanırken daha az satın alma gücüne sahip oluyorsunuz. Beynimiz genellikle eline geçen rakama odaklanıyor, o rakamın ne kadar harcanabilir olduğuna değil. İşte bu sebeple birçok kişi zam aldıktan sonra bile maddi sıkışıklık yaşamaya devam ediyor. Reel gelir yanılgısının en temel noktası da tam olarak bu. Nominal gelir artıyor, fakat gerçek refah aynı hızda artmıyor.
Enflasyon gizli bir düşmandır.

Kimse size doğrudan maaşınızdan para kesildiğini söylemez. Fakat enflasyon bazen bunu sinsice yapmaktan çekinmiyor. Geçen yıl 100 liraya aldığınız bir ürün bu yıl 140 lira olmuşsa, geliriniz aynı oranda yükselmediği sürece alım gücünüz düşmüş demektir. Bu nedenle zam aldığınız halde kendinizi daha rahat hissetmemeniz olası. Zira rakam büyürken paranın satın alabildiği şeylerin miktarı küçülüyor.
Daha yüksek gelir daha yüksek harcamaları beraberinde getiriyor.

Çoğumuz zam aldıktan sonra hayat standardımızı biraz olsun yükseltmek istiyoruz. Daha iyi bir telefon, daha sık dışarıda yemek ya da daha pahalı abonelikler derken harcamalar da gelirle birlikte büyüyüp gidiyor. Buna yaşam tarzı enflasyonu denmekte. Maaşınızdaki artış henüz hissedilmeden yeni giderler tarafından tüketilmiş oluyor. Bir süre sonra yine eski bütçe sıkışıklığıyla karşı karşıya kalıyorsunuz.
Geçmiş fiyatlarla bugünkü fiyatları kıyaslamak yanıltıyor.

Birçoğumuz eski fiyatları hatırlayıp duruyoruz. Bir kahvenin, sinema biletinin yıllar önceki maliyetini bile hatırlıyoruz. Ancak bugünün ekonomik koşullarında aynı ürünlere çok daha fazla ödeme yapmak gerekiyor, gerçek olan bu. Bu sebeple maaş artışları bazen beklenen mutluluğu yaratmıyor. Çünkü beyniniz sürekli eski fiyatlarla yeni gelir arasında karşılaştırma yapıyor. Aradaki fark büyüdükçe zenginleşmek yerine fakirleşiyormuş gibi hissediyorsunuz.
Yaşam tarzı enflasyonu yüzünden kendinizi hemen ödüllendirme tuzağına düşüyorsunuz.

Geliriniz arttığı an sanki otomatik olarak daha lüks bir hayat yaşamak zorundaymışsınız gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Daha kaliteli markalara yöneliyor, dışarıda daha sık yemek yemeye başlıyor ve normalde yapmayacağınız harcamaları zam aldım diyerek meşrulaştırmaya başlıyorsunuz. Bu durum psikolojide yaşam tarzı enflasyonu olarak adlandırılıyor. Henüz zamlı maaşın gerçek satın alma gücünü test etmeden harcamaları artırıyorsunuz. En nihayetinde ay sonu geldiğinde cebinizde kalan para eski maaş dönemlerindeki miktarla neredeyse tamamen aynı oluyor. Böylece daha çok kazandığınız halde neden hala aynı standartta yaşadığınızı düşünüp duruyorsunuz.
Banka hesabınızdaki büyük rakamlar ne yazık ki illüzyon yaratıyor.

Maaş bordrosundaki sayıların büyümesi kulağa etkileyici geliyor değil mi? Fakat önemli olan kaç sıfır olduğundan ziyade o parayla ne satın alabildiğiniz. İnsanlar çoğu zaman kesin rakamlara bakarak finansal durumlarını değerlendiriyor. Bu nedenle reel gelirlerindeki değişimi fark etmekte zorlanıyorlar.
Borçlar zamların etkisini azaltıyor.

Geliriniz artsa bile kredi kartı borçları, krediler ve taksitler bütçenizin büyük kısmını kaplıyor. Bu durumda zam esasında eski yükümlülüklere gidiyor. İnsanlar maaş artışının neden rahatlatmadığını anlamakta zorlanıyorlar. Çünkü kağıt üzerinde daha fazla kazanıyorlar. Fakat reel yaşamda o para çoktan farklı yerlere dağılmış oluyor. Böyle durumlarda gelir artışı hissedilmeden yok olup gidiyor.