COP31'e sayılı günler kala VakıfBank ve Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde yeni bir finansman paketi hayata geçiriliyor.
Bloomberg HT'nin sorularını yanıtlayan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, finansman paketinin detaylarını ve bankacılık sektörünün genel görünümüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yeni finansman paketi ile ilgili konuşan Arslan şu ifadeleri kullandı:
"Biliyorsunuz 9 Kasım'da Antalya'da COP31 toplantıları yapılacak. Biliyorsunuz bu toplantıların temel amacı da iklim değişikliği ile önceki 30 toplantıda alınan kararların politikaların artık hayata geçirileceği eylem planlarının oluşturulması. Oldukça önemli bir toplantı ve Türkiye bu toplantıya ev sahipliği yapacak. Bu toplantıya da başta finans kurumları olmak üzere ilgili tüm paydaşlar hem ülkemizden hem de dünyanın farklı ülkelerinden çok üst düzeyde katılımlar da olacak. Oldukça önemli bir konu.
Biliyorsunuz dünyamız hızla kirleniyor. İklimlerde değişiklikleri görüyoruz, doğal afetlerle yaşamak durumunda kalıyoruz. Tüm bu zorluklar içerisinde gerçekten COP31'deki politikaların hayata geçirilmesi oldukça önemli. Yani politikadan eyleme geçiş. Burada bankalara ve finans kurumlarına oldukça önemli görevler düşüyor. Çünkü tüm yatırımlar üretim ve tüketim süreçlerinde bankalar çok ciddi anlamda yer almakta. Bu açıdan özellikle sanayi sektöründe üretim süreçlerinde bankalar firmalara kredi verirken bu firmaların bu işlemlerin bu kuruluşların sosyal ve çevresel etki analizlerini yapmaları oldukça hayati bir konu. Dolayısıyla kredi verdiğimiz zaman çevreye duyarlı üretim yapıyor musunuz, iş güvenliği sağlığı yerinde mi, çevresel ilkeye dikkat ediyor musunuz, sıfır atık prosesleriniz gelişmiş mi, atıklarınızı yeniden ekonomiye kazandırıyor musunuz, ürettiğiniz ürünlerde emisyon hacmi ne düzeyde, karbon salınımı ne düzeyde... Zira Avrupa'ya ihracat yaparken artık ihracatçılardan bir karbon salınım belgesi talep ediliyor. O açıdan biz bu süreçlerde katkı sağlayacağız.
Bugün açıkladığımız kalkınma odaklı değer bankacılığı anlayışımız çerçevesinde 50 milyar TL'lik bir yeni finansman paketi devreye alıyoruz. Burada 12 farklı ürün var. Bu paketin amacı; çevreye, insan sağlığına, doğaya saygılı ve koruyucu noktada KOBİ'lerimizin dönüşümlerini sağlaması. Aynı zamanda doğal afetlere, başta deprem olmak üzere, dirençli şehirlerin inşa edilmesinde ya da renove edilmesinde yapılarımızın bir finansman desteği gerekiyorsa bunu VakıfBank sağlayacak. Atıkların ekonomiye kazandırılması, dijital dönüşüm, oldukça önemli, kağıtsız ortama geçip gerçekten emisyon düzeyini bir dijital dönüşüm yapmadan sağlayamazsınız. Yeşil dönüşüm; artık yenilenebilir enerji, biliyorsunuz elektrik artık hayatımızın her alanında başta elektrikli araçlar olmak üzere, o açıdan yenilenebilir enerji KOBİ'lerde işletmelerin çatılarına güneş enerji küçük de olsa santralleri kurabilecekler, bu alanlarda biz destek olacağız.
Denizlerin temizlenmesi, müsilajla mücadele, yine aynı şekilde kadınların gençlerin daha çok girişimciliğe adım atmaları ve kapsayıcılık anlayışı bütün bunlar bizim 50 milyar liralık finansman paketi içerisinde yer almaktadır. Bugün işte iş ortaklarımız olan Sıfır Atık Vakfı ve yine MEXT Teknoloji ile bu işbirliğini başlatmış durumdayız. Sıfır Atık Vakfı panellerle konferanslarla bir farkındalık üretilmesi toplumda ve bankamızın da politikalar üretmesi açısından oldukça önemli. Biliyorsunuz Sayın Emine Erdoğan hanımefendi bu vakfın onursal başkanı. Çok önemli bir harekettir, bir insanlık hareketi olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda MEXT Teknoloji ile finansı VakıfBank sağlayacak, KOBİ'lerimizin başta dijital ve yeşil dönüşüm adımlarını süreçlerini hangi araçlarla, hangi öncelik ve zamanlamayla yapacağından danışmanlık hizmeti verecek. Bu açıdan COP31 öncesi artık politikadan eyleme geçiş noktasında biz VakıfBank olarak önemli bir adım atıyoruz ve bu paketi de bu amaca yönelik açıklamış bulunmaktayız"
Bankacılık sektörüne yönelik değerlendirmelerde de bulunan Arslan, bankaların kredi verme iştahı ile ilgili de soruyu yanıtladı. Arslan şu şekilde konuştu:
"Öncelikle şunu ifade edeyim; 2026'nın kapanmasına yaklaşık 2 aylık süre kaldı. Bankalar da 2027 bütçelerine başladılar. Aralık ayında da yönetim kurullarından geçirip 2027'deki politikalarımız ortaya çıkacaktır. Biz başta kamu sermayeli bankalar olmak üzere finansman ve büyüme politikalarımıza her zaman kendimize hükümetimizin açıklamış olduğu Orta Vadeli Programı ve o programdaki temel öncelikleri hedef olarak bu bütçelerimizi yaparız. Bu yıl da olduğu gibi yani 2026'da olduğu 2027'de de sektörün kredi büyüme oranı enflasyonun bir miktar altında gerçekleşti. Gelecek sene de planlarımızı bu şekilde yapıyoruz ki OVP'nin temel amacı olan enflasyonla mücadeleye katkı sağlayalım. Çünkü fiyat istikrarı, makro finansal istikrar olmadan kalkınma odaklı ve sağlıklı bir büyümeden bahsetmek çok kolay bir olgu değil.
Bankaların sermaye yeterlilik rasyoları oldukça güçlü. Geri dönmede sıkıntı oluşan firmaların yani bizim takip oranları takibe dönüşüm oranları şu anda yüzde 3,5 seviyesinde ki yönetilebilir bir seviye. Burada bu oranı da zaten yükselten kısmen KOBİ'ler ve bireysel takip oranları biraz daha yani büyük işletmelerin geri ödenmeyen kredi oranları oldukça düşük. Bu bizim bankacılık sistemimizin sağlıklı işlediğinin en büyük göstergelerinden bir tanesi. Türk bankacılık sektörü toplam finans piyasasının yüzde 80-85'i gibi bir büyüklüğünü kapsamaktadır. Bankaların tecrübesi, müşteriyle kurduğu yakın ilişkiler, kredi değerlendirme modellerimizin oldukça güçlü olması ve aynı zamanda şirketlerimizin de likidite yönetiminde çok daha yetenekli hale gelmesinden dolayı; fon meselesinden dolayı ya da başka nedenden dolayı ortaya çıkan dalgalanmaları yönetebilecek durumdayız. Tabii ki piyasada bir normal işleyişinde bir miktar farklılık olabilir ama Türkiye Cumhuriyeti ekonomi yönetimi oldukça güçlü ve tecrübelidir. Bu konuları çözebilecek ürün ve enstrümanlarımız da hem bankacılık sektöründe hem de hükümetimiz tarafından verildi. Şu anda bize yansıyan VakıfBank'a ve diğer bankalarla da görüşüyoruz, yansıyan çok önemli bir durum söz konusu değil. Bazı işletmeler bazında problemler olabiliyor ama sınırlı sayıda, bunları da karşılıklı finansman enstrümanlarımızla yönetiyoruz. Bu konu ne bankacılık sektörünün faaliyetlerini sekteye uğratacak bir noktada ne de firmalarımızın kendi faaliyetlerini çok olumsuz etkileyip de ekonomide bir hasar oluşturacak noktada asla değildir. Evet ortada yönetilmesi gereken bir mesele var ama bu yönetilebilir bir vaziyettedir. Biz de bankalar olarak ekonomi kurumlarımızla, Merkez Bankası ile Bankalar Birliği koordinasyonunda Hazine ve Maliye Bakanlığımızla ortak uyum içerisinde bu mesele yönetiliyor. Reel sektörümüzün, firmalarımızın rahat olmasında fayda var. Türk bankacılık sektörü her zaman yanlarında oldu ve olmaya da devam edecek"
Okuyucu Yorumları 0 yorum