G20 geçerliliğini koruyor mu?

Ufukta beliren ticaret savaşı, Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi ve ülkelerin birbirlerine karşı benimsedikleri düşmanca söylemler, dünyanın en gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerinin liderlerinin Arjantin’deki zirvesini gölgede bırakma riski taşıyor. Peki Türkiye'nin dahil olduğu bu grup hala geçerliliğini koruyor mu?

G20 geçerliliğini koruyor mu?

Teoride; Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Suudi Arabistan, Rusya ve Türkiye'den oluşan G20 Grubu'nun bir karar almak için küçük, bir fark yaratmak için ise çok büyük olduğu söylenir.

Bunun için de grubu oluşturan ülkeler ile Birleşmiş Milletler'in (BM) yaklaşık 200 üyesi arasında kıyaslamalar yapılır. Bir başka karşılaştırma da dünyanın en büyük sanayileşmiş ekonomisinin oluşturduğu G7 seçkinler kulübü ve ya Rusya'nın da dahil olduğu G8'le yapılandır.

Yine de G20 ülkeleri, dünya ekonomisinin yüzde 85'ini, yatırım akışının yüzde 80'ini ve nüfusunun da üçte ikisini oluşturuyor.

İlk olarak 2008 yılında Washington'da yapılan ve 10 yıldır devam eden G20 zirveleri, küresel düzeyde ekonomi politikalarının görüşüldüğü doğal bir platform oldu.

Ancak bu grubu eleştirenler, elde ettiği kazanımların artık geçmişte kaldığını ve G20'nin bugün artık varoluş amacı arayan çok taraflı bir kuruma dönüştüğünü söylüyor.

ABD Başkanı Donald Trump (solda) ile Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping (sağda)

Geleceği belirsiz

G20 Zirvesi öncesi dünya liderlerini taşıyan uçaklar birer birer Arjantin'in başkenti Buenos Aires'e inerken, tüm gözler de küresel ekonomiye dönük tehditlere çevrilmiş durumda.

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki ikili görüşmeler dikkatli izlenecek.

Trump, Çin'den ithal edilen 200 milyar dolarlık malların üzerindeki gümrük vergisini artırmak istediğini açıkladı. Bunun hayata geçirilmesi halinde vergi oranı da yüzde 10'dan yüzde 25'e yükselecek.

Ekonomistler, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında yaşanan ticaret geriliminin küresel büyümeyi olumsuz etkileyebileceği uyarısı yapıyor.

Jeopolitik tarafta ise, gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın 2 Ekim'de İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'nda öldürülmesinden Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın sorumlu tutulmasına yönelik baskılar artıyor.

Ancak ABD merkezli düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations'ın Küresel Yönetişim Direktörü Stewart M. Patrick'e göre, G20'nin önündeki en büyük sıkıntınıun nedeni ikircikli konular değil, "popülist milliyetçilik".

Patrick, bu sözleriyle elde ettiği başarıyı seçmen tabanı tarafından çok taraflı kurumlarla temsil edilen "küresel ekonomik elitin" muhalifi olarak görülmesine borçlu olan Trump gibi liderleri kastettiğini belirtti.

Washington'da 2008'de toplanan ilk G20 zirvesi

Kriz nasıl aşıldı?

G20'nin en fazla akılda kalan kazanımı, 2007-08 yıllarında yaşanan mali krize verdiği yanıt olarak gösteriliyor.

O dönemde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ilk kez eşit statüde biraraya gelmiş ve küresel büyümenin desteklenmesi gerektiğini kabul etmişti.

Bunun sonucunda da mali teşvikler, tüketimi artırmaya yönelik önlemler ve iflasa yaklaşan kurumlara verilen finansal yardımlar gibi politikalar koordineli bir şekilde uygulamaya geçirilmişti.

Ancak alınan önlemler küresel ekonominin çalışma biçimini kökten değiştirmeyi başaramadı. Bu da benzer bir krizin tekrar patlayabileceği anlamına geliyor.

Ve bu da gruba yöneltilen tek eleştiri değil.

A policeman guards the Saudi Embassy in Buenos Aires

'Küresel ekonomi, zorlu sularda seyrediyor'

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) geçen hafta içerisinde açıkladığı Ekonomik Görünüm raporunda, "Küresel ekonomi, zorlu sularda seyrediyor" dedi ve şu değerlendirmeyi yaptı:

"Küresel ticaret ve yatırım, gümrük vergilerinin karşılıklı olarak yükseltilmesi nedeniyle yavaşlama gösterirken, birçok gelişmekte olan ülke ekonomisinde de sermaye çıkışları ve para birimlerinin zayıfladığı görülüyor."

Uluslararası Para Fonu'na (IMF) göre küresel büyüme bu yıl yüzde 3,9 ile zirveye ulaştıktan sonra önümüzdeki birkaç yıl içerisinde zayıflayacak.

IMF, genişlemenin hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ekonomiler arasında "eşitsiz" bir hal aldığına dikkat çekiyor.

Hindistan ve Çin, küresel büyümenin lokomotifleri olmasına karşın Latin Amerika'da yavaşlama görülüyor ve birçok gelişmekte olan ülke de petrol fiyatlarındaki yükselişin olumsuz etkilerini hissediyor.

Mali teşvikler ve düşük işsizlik, ABD ekonomisinin büyümesini sağladı. Ancak büyüme oranı Avrupa ve Japonya'nın gerisinde kaldı.

Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman

'Çok konuşup, az iş yapıyorlar'

Mali krizden 10 yıl sonra buna cevaben atılan koordineli adımlar, dünyada sürdürülebilir ve kapsayıcı bir ekonomik büyüme dönemine geri dönülmesini sağlayamadı.

Yaşadıkları dünyadan uzaklaşan seçmenler, ekonomik milliyetçiliğe destek verdi. İngiltere 2016'daki referandumda AB üyeliğinden ayrılma (Brexit) kararı aldı, Donald Trump aynı yıl ABD Başkanı seçildi, Avrupa'da milliyetçiliğin yüksedi ve son olarak Brezilya'da aşırı sağcı Jair Bolsonaro Devlet Başkanı seçildi.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler